Doğayla uyum içinde yaşama ve izole olabilme arayışının güçlendiği bir dönemde, alışılmadık bir proje gündeme geldi: bir karavan tasarımı. Büyük ölçekli mimari projelerin hacimli dünyasına alışkın bir yaklaşım için bu ölçek değişimi başlı başına bir sınavdı.
Süreç ilerledikçe, küçük alanların en temel yasasının işlevsellik olduğu netleşti. Araç boyutları, ağırlık sınırları ve strüktürel gereklilikler her mekânsal kararı doğrudan etkiledi; aracın içinde ve dışında tutarlı bir dil kurmak, estetikle zorunlu ihtiyaçları aynı potada eritmeyi gerektirdi.
Bu çalışma, ölçek ne kadar küçük olursa olsun mimari dilin ruhunu koruyabilmenin mümkün olduğunu gösteren bir deney oldu.